1 May 2008

Özgürlükçüyüz ama Özgürlükçüyüz


Boğaziçi Üniversitesi kantininde neredeyse tek bir bantla yapıştırılmış taban tabana zıt iki duvar yazısı yanyana durabiliyor. Aralarından biri dikkatimi çekti. Yazının teması söz konusu özgürlük ise bunun teferruat olamaz. Başlık zaten her şeyi anlatıyordu aslında. Özgürlükçüyüz ama özgürlükçüyüz. Kayıtsız şartsız özgürlükçüyüz. Söz konusu özgürlükse hiç bir detay yüzünden özgürlükten taviz verilemez. Çok güzel bir söz. Sonra düşündümde; her zaman, her daim bize özel durumlar vardır diye diye, özgürlüğümüzü kısıtladık; çalışmamız gerektiği üretmemiz gerektiği durumlarda tembellik edip çalışmadık; vergi vermek gerektiğinde bize özel af çıkar diye vermedik; sağlam bina yapmamız gerekirken bize özel olarak Allah korur diye demirden çaldık, laikiz diye bize özel olarak dinimiz İslam'dan korktuk, arabalar birbirine çarpmaz diye frene basmadık, gaza ve kornaya bastık yılda 10.000 kişi öldü trafiklerde. Gerçekten çok özel bir ülkeyiz. Çok özel olan tek şeyimiz özel durumları meydana getirip veya var olduğuna inandırıp kendimizi daha iyi birey, daha gelişmiş ülke olmamamızdır.

Ne derseniz deyin 2. Dünya savaşından iki atom bombası ile dümdüz olmuş iki büyük şehri olan Japonya (savaşı kaybederek çıkmış), ve çok büyük savaş borçları ve yaptığı katliamlardan dolayı Yahudi'lere borçlandırılmış Almanya'nın şu anki konumlarına gelmişken 2. dünya savaşına bile girmemiş Türkiye'nin gerisinden gelip sollamalarının nedenini kendi tembelliğimizdir.

Hep aklıma şu gelir: Orta asyadan atalarımız çıkmış, yürümüşler yürümüşler, göçebe olarak yaşamışlar, savaşmışlar kazanmışlar, en iyi bildikleri şey at üstünde savaşmakmış zaten. Güçleri ve teknojileri savaş üzerine kurulu bir göçebe devlet olmaktan geliyormuş. Birgün İstanbul sınırlarına gelmişler Avrupa sınırlarına dayanmışlar. Güçlü avrupa ile güçlü Osmanlı bir süre için denge içinde güçleri birbirine yetemeden yanyana yaşamışlar. Zaman içersinde Avrupa, sanayi, hukuk, bilim, eğitim, sağlık gibi her alanda ileri giderken Osmanlı aynı şekilde kalmaya devam etmiş ve bu atalarımızın sonu olmuş. Sonradan gelişmişlik ölçüsü olan Avrupa medeniyetinin herşeyi tepeden inme olarak ülkemize adapte edilmeye çalışılmış. Ama biz ne anlarız Laikliğin kıymetinden, Bilimin gereklilğinden, Hukuğun üstünlüğünden, adaletten, çalışmaktan. Bu evrensel değerleri bir türlü halkımıza kıymetini anlatamamışız eğitimle. Çünkü biz bir orta çağ avrupasının çektiklerini ardından bir rönesansı asla yaşamadık. Malesef dandik eğitimimiz galiba bu değerleri halka da anlatamadı. Hep korkular var, acaba geriye dönecek miyiz diye. Ben kimsenin geriye dönmek istediğini sanmıyorum. Herkes avrupalı olmak istiyor, lakin bizden nasıl avrupalı olur o tartışılır. 100 yıl olmuş arabaya bineli, hala araçlarımızı göçebe bir atlı gezgin gibi kullanıyoruz. Diğer atın üstüne atınızı sürdüğünüzde veya uçuruma at durur, arabalar durmuyor, hala farkına varamadık.

Burdan haykırmak istiyorum, ülkemizin özel durumu yoktur, evrensel değerlere adam gibi sahip çıkarsak kendimizi sıradan ve malesef geri kalmış ama kalkınma ihtimali olan devletlerden biri olduğumuzu kabullenebilirsek, Avrupa birliğine girmek için milletçe elimizden geleni yaparsak (olmazsa o medeniyet standartları ülkeyi kötüye zaten götürmez) ülkemiz en iyi hale gelecektir. Çok çalışmamız, dürüst olmamız, vergi vermemiz lazım. Herkes işini adam gibi yapmalı, pek aşina olmadığımız bir durum biliyorum...

Karma karışık yazdım idare edin :)

1 yorum:

  1. değerlendirmeler tespitler bir dünya vatandaşının dilinden dökülen cinsten. "önce insan" sözünü özümsemenin çağımızdaki önemi ne kadar da büyük. iletişim ağı, kültürel etkileşimler, dünyanın bloklaşmaya ve birleşmeye olan meyli, ekonominin göbekten bağlı olması vs hepsi bizi bir noktaya götürüyor. dünya vatandaşı olgusu. dünyaya entegre olabilenler medenilesiyor, kendisini dev aynasında görenler ise feleğin sillesini toplumunun tüm katmanlarında görüyor. devir evrensel değerler devri. belki biraz liberal, biraz hümanist yaklaşımlar ama bu düşünceye ihtiyacımız yok değil. korkulardan sıyrılmanın kafamızda uydurduğumuz vehimleri bir kenara bırakıp gerçekçi yaklaşımları yakalamamız gerekiyor.
    güzel yazı tebriklerimi sunarım..

    ömer mazi

    YanıtlaSil