2 Şub 2007

Düşünce


Bir düşünceyi henüz düşünmeye başladığımda onu düşündüğümün farkında olmadığımdan bir gerçek onu tokat gibi suratıma vurana kadar, kendim ve düşüncelerim bi haber şekilde sürdürürler sessizlik içindeki küçük yeşermelerini. Hüzün henüz uzaktır; ufuklardadır sanki, kızıl denizlerde güneş batarken, geceye daha varken, akşamları izlemeye, uzaklara dalmaya uzun uzun doyamam ben bile bi-haber o günlerde. Dokunduğum duygularım henüz daha küçücücükken, sessizlikle kendimi dinlesem bile, haykırışları o kadar sessizdir ki veya ben o kadar sağırımdır ki kalbimi dinlemek için bileğimi yoklamam gerektiği gibi belkide benim onu aramam gerekir.
Kendime bile itiraf edemem ki düşüncelerimi, düşünceler düşünüleni çağırır, o soyut bir kahraman gibiyken gerçek olur, karşıma dikilir de o zaman anlarım ancak kendimi. Daha bu yepyeniyken, benim için: o kadar derin ve uzun gitmiştir ki düşünceler, ne zamandır olduğunu anlamaya çalışırım ben bu büyüklüğün. Kaybedilen ne yazıkki zaman değildir, düşünülen de artık yitirmiştir güzelliğini, kaybetmiştir barındırdığı tutkuyu, kaybetmiştir kendini. Artık ben ve düşüncem biliriz geç kalmışlığın bizi olması gerekten uzak tuttuğunu, tutkuların bile törpülendiğini, zamanının sadece acıya ilaç olmadığını.
Şaşardım insanların düşüncesiz, hızlı, seviyesiz davranmalarına, kendilerini bu kadar umarsız aşağılamalarına. Ama şimdi anladım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme