20 Şub 2007

Hakkımda birkaç şey


Mesleğim: Eczacı. Kaza eseri oldum. ÖYS sınavında başımıza diktikleri, yarım saatimizi çalarak beni uykusuz girdiğim sınavda hepten panik yapan öğretmen ve bu mesleği seçme hususunda baskılarından dolayı anneme borçluyum. Fakat hep bilgisayar mühendisi olmak istemişimdir. Bilgisayarla geçirmek, altından girip üstünden çıkmak benim için keyif. Bir ara donanım hususunu, hiç kullanmadığım ASP programcılığını bile öğrenmiştim. Visual Basic, 5 yıldır elleşmediyse de bildiğim programcılık dilidir. Şu anki bilgim ile herhalde bu sektörde ekmek yerim. Şimdilik sadece bir hobi.

Eğitim: Alparslan İlkokulu, Yaşar Dedeman Ortaokulu, Mecidiyeköy Lisesi, Marmara Üniversitesi Eczacılık.

Spor: Koşmayı severim, düzenli koşarım. 7 yıl kadar önce, 2 ay boyunca her gün, günde 19 km koşmuşluğum var. Ailem bana "İETT sana hat verecek" der, gülerdi. En zevk aldığım ise masa tenisi. Saatlerce oynayabilirim. Hafta sonları, dini bayramlarda kampüs bekçisini rica minnet ikna edip arkadaşım ve oyun arkadaşım Murat Kargın ile ellerimizde 2'şer litre su, 1'er litre kola, birer ekmek dönerle hava kararıp topu göremeyene kadar oynadığımız olmuştur. Hafta içi bu oyunu oynamaktan hiçbir derse girmedim; derse girdiğim günlerden defalarca fazladır. Masa tenisini son 5 yılda sadece birkaç saat oynamış olsam da biliyorum ki tutkum. Badmintonu kardeşim Adil ile oynarken zevk alarak oynamıştım. Sanırım daha çok bireysel sporları seviyorum. Bir şeydeki tüm sorumluluk benim olduğunda mı mutlu oluyorum, yoksa takım arkadaşlarının hırslarını anlamsız bulduğumdan mı bilemiyorum. Fakat bulunduğum takımlar içinde hep uyumlu olmuşumdur. 12 yaşlarımda iken günlerce bilek güreşi yaparak sağ kolumu sol elimle taşımak zorunda kaldığım olmuştur.

Çikolata: Sanırım zaafım var. Pastayı da çikolatalı severim. Ama iyice azalttım. Tedavi görüyorum :P

Detaylar:
Bir şeyi öğrenirken en ince detayına kadar öğrenmem gerekir. Sonra ondan bir şeyler yapmaya başlarım. Detaylarını öğrenmeden işe dalmayı sevmem. Üstünkörü, bir şekilde olsun da nasıl olursa olsun bana göre hiç değildir.

Çocukluk:
4 yaşıma kadar ahşap Edirnekapı'da bir evde kalmıştık. Orasının benim karakterime etkisinin büyük olduğunu düşünürüm. Ok yapıp fırlatma, taş atma, çekirdek poşetlerine çamur koyup fırlatma, ağaca tırmanma, sapan yapma ve kullanma, kaybolma, su basması, plastik saz çalma, su tabancası kullanma, mahallede inşaat sırasında çıkan Bizans'tan kalma tüneli keşif, dut ağacının dibinde abiyi bekleme, kavga etme, arada bir ilk Gülhane ziyaretlerinin başlaması, küçük kardeş Ömer'i komşular ile çıldırtma, bana küçük gibi davranan büyükleri anlayamama...

Yemek:
Bir zamanlar en sevdiğim yemek içli köfteydi. Şu an öyle bir tutkum yok. Karışık mangal, salata, ıspanak, Ali Nazik, pizza, patates kızartması, Sultanahmet köftesi, piyaz, Burger King, Çiya, Filizler Köftecisi, İsmail’in Yeri, köy (Bursa), kabak, karnıyarık, barbunya... Pilav ve makarna severim ama yemem.
Tatlılar: Dondurma (sade ve çikolata), profiterol, ekler, pasta, sütlü tatlılar...

Müzik:
Çocukluğumuz TRT kanalında Türk Sanat Müziği'ni dinleyerek geçen nesildenim. Sonra Kayahan ve Barış Manço'nun çocuk programları benim ve neslimin müzik zevkini şekillendirdi. Çok klasik olacak ama 12-20’li yaşlarda Queen, Madonna, M. Jackson dinlerdim. Şimdi ise Zeki Müren, klasik müzik, Yeni Türkü, Barış Manço, Abba, Ace of Base, Ahmet Kaya, Cranberries, Enya, Dido, Evanescence (My Immortal), Yakida (I Saw You Dancing), Bangles (Eternal Flame), Good Night Moon, Zeki Müren (Beklenen Şarkı), Ahmet Kaya (Şafak Türküsü)...

Bilgisayar oyunları:
Amiga 500 yazımı okumanızı tavsiye ederim. Üstüne PC için Need For Speed eklersek tamam olur. Artık hayatımda yoklar...

Doğa:
Doğada yürümeyi severim. Bazen fotoğrafa bundan mı merak saldım diye düşünürüm. Sabah saatlerinde gelen kuş sesleri, güneşin ışıldamasını izlemeyi, gece yıldızları, uzakta parlayan zayıf lambaları, onların suyun üstünden ışıldamalarını severim.

Sinema:
Çok fazla film izlerim. Hiç TV izlemem. Hiçbir şeyden doğru dürüst haberim olmaz. Bazen internet sitelerinden gazete okumasam tam kopacağım sanıyorum. TV'nin eksikliğini hiç hissetmiyorum. Reklamları izleyecek kadar zamanım yok! Tür olarak iyi yapım fantastik filmleri severken, şimdilerde artık senaryosu iyi olan filmler ağır basmaya başladı. Özellikle insani ilişkileri sorgulayan filmler hoşuma gidiyor. Haftada bir gün 4-5 filmi ardı ardına izliyorum şu aralar.

Dizi:
Hakkı Ceylan kardeşimin dediği gibi: Lost derim, başka bir şey demem :) Şu aralar Heroes da diyebilirim...

Çizgi Film:
Voltran, Çiçek Kız, Heidi. Hey gidi :D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder