10 Şub 2009

Breakfast at Tiffany's (1961)


Geçenlerde Gossip Girl 'ü izliyordum. Tabiri caizse New Yorklu zengin züppelerin hayatlarını anlatan diziyi izliyordum. Bir kaç bölümde bir eski siyah - beyaz filmlerden (nedense hep seyrettiklerimden) atıfta bulunan sürpriz sahneler içeriyor. Dizide oynayan -Baş rol oyuncusunun oyunculuğunu geçersek güzellikte ondan daha güzel- Leighton Meester 'in kabuslarında yağmur altında kediyi arayışını gördüm. Tifani'de Kahvaltı filmini tamamen unuttuğumu o an fark ettim. Filmi biraz önce izledim. Eskisi kadar hoşuma gitmedi, elbette Audrey Hepburn o filmde oynadığından benim için her zaman izlenir olacaktır. Filmin esas kızı erkeklerden yana pek şansı iyi gitmeyen kimsesiz biridir. George Peppard bir gün komşusu olur. O ise uzun bir zamandır hiç bir şey yazamayan bir yazardır. Aynı zamanda kötü bir ilişkinin içersindedir. Aynı apartman dairesinde kalabalık içinde yalnız yaşayan bu iki kişinin yolları kesişir ve hikaye başlar...
Bu arada esas oğlan'ı A Takımı dizisinden yaşlı ağzından purosu eksik olmayan yakışıklı amcaymış. Filmlerine genel bir göz attım belki de kariyerindeki en önemli film buymuş.

-Anahtar yaptırmalısın.
-İşe yaramıyor, kaybetmeye devam ediyorum.

-(Kediyi kastediyor). Ona isim vermiyorum. Onun sahibi değilim. Tesadüfen karşılaştık, birlikte yaşıyoruz.


-Niye ordasın, ne arıyorsun orada?
-Bilmiyorum, Ne aradığımı bulursam ararım seni.

-İnsanlar insanlara sahip olamaz diyorsun, Ama ben seni seviyorum. Sen özgürüm diyorsun, ama aslında bir kafestesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme